Saraylar / Palaces

serkan uygur Saraylar : Palaces

Merhaba Dostlarım,

Topkapı Sarayı, Sultanahmet;

Topkapi Palace, Sultanahmet;

15.yy.dan 19.yy.a kadar Osmanlı Padişahlarının yaşadığı yerdir.

Topkapı Sarayı aynı zamanda doğu kültürünün idolüdür.

Topkapı Sarayı Müzesi, dünyanın en zengin müzelerinden biridir.

Dünyanın en iyi Çin porseleni koleksiyonundan Padişahların kıyafetlerine kadar pek çok nadide eser sergilenmektedir.

·    Topkapı Sarayı’nın en çok ilgi çeken bölümü Harem bölümüdür.

·    Birinci avluda yer alan ve sürekli restorasyon çalışmaları olması sebebiyle ziyaretçilerin ancak bir bölümünü görebildiği haremde,

·    Valide Sofrası,

·    Hünkar Sofrası

·    Harem ağalarının ve cariyelerin kaldığı bölümler

gezilebilmektedir.

Bu ikinci avlu ile haremi birleştiren bölümde ise Divan Odası vardır.

·    Sadrazamın başkanlığındaki divan toplantılarının yapıldığı yerdir.

·    Sadrazamın oturduğu yerin üzerindeki demir parmaklıklı pencereden zaman zaman padişahın da kendisini göstermeden divan toplantılarını dinlemektedir.

Divan Odası’nın hemen yanında ise dönemin silahlarının sergilendiği İç Hazine Odası yer alır.

Mutluluk Kapısı anlamına gelen Bab-ı Saadet üçüncü avluya vardır.

Sarayın en özel bölümü, devletin yüksek kademesindeki görevlilerinden başkasının giremediği bu avludan padişahlar at ile geçerdi.

Avlunun ilerisinde Hazine Dairesi yer almaktadır.

Hazine Dairesinde değerli taşlarla işlenmiş tahtlar ve son derece değerli mücevherler sergilenmektedir.

·    Dünyaca ünlü “Kaşıkçı Elması” da burada sergilenmektedir.

·    10.000’in üzerinde minyatür eser sergilenmektedir.

Dördüncü avluya geçildiğinde avluda çeşitli dönemlerde yapılmış Bağdat, Revan, Mecidiye ve Sofa Köşkleri karşılaşırız.

Bağdat ile Revan köşkleri arasında iftariye, havuz ve teras bulunmaktadır.

Hırka-i Saadet Dairesi bulunur.

Sultan I.Selim’in Mekke’den getirdiği Hz.Muhammet’e ait kutsal emanetler bulunur.

Dolmabahçe Sarayı;

Dolmabahçe Palace;

Boğaziçi kıyısında görkemli mimari yapısı ve sergi salonları yer alır.

17. yüzyıla kadar Boğaziçi’nin koylarından biri olan bu yörenin;

·    Altın Yapağı’yı aramaya çıkan Argonotların efsanevi gemisi Argos’un demirlediği,

·    Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethi sırasında Haliç’e indirmek üzere gemilerini karaya çıkardığı yer.

Osmanlılar döneminde kaptan paşaların donanmayı demirledikleri, geleneksel denizcilik törenlerinin yapıldığı doğal bir liman görünümünde olan bu koy;

17. yüzyıldan başlayarak dönem dönem doldurulmuş ve Dolmabahçe adıyla padişahların Boğaziçi’ndeki has bahçelerinden biri konumuna getirilmiştir.

Tarihsel süreç içinde yaptırılan köşk ve kasırlarla donatılan Dolmabahçe;

Beşiktaş Sahil Sarayı;

·    Sultan Abdülmecid Dönemi’nde (1839-1861) ahşap ve kullanışsız bulunarak 1843 yılından başlayarak yıktırılmış ve aynı yerde günümüze dek gelen Dolmabahçe Sarayı’nın temelleri atılmıştır.

·    Yapımı, çevre duvarlarıyla birlikte 1856 yılında bitirilen Dolmabahçe Sarayı 16 ayrı bölümden oluşmuştur.

·    Bunlar saray has ahırlarından değirmenlere, eczanelerden mutfaklara, kuşluklara, camhane, dökümhane, tatlıhane gibi işliklere uzanan bir yapıttır.

·    Sultan II. Abdülhamid Dönemi’nde (1876-1909) Saat Kulesi

·    Veliahd Dairesi’nin arka bahçesindeki Hareket Köşkleri eklenmiştir.

Osmanlı mimarları Karabet ve Nikoğos Balyan tarafından yapılan Saray’ın ana yapısı;

·    Mabeyn-i Hümâyûn (Selâmlık),

·    Muayede Salonu (Tören Salonu)

·    Harem-i Hümâyûn

·    Mabeyn-i Hümâyûn;

Devletin yönetim işleri,

·    Harem-i Hümâyûn;

Padişah ve ailesinin özel yaşamı,

·    Muayede Salonu’ysa;

Padişah’ın devlet ileri gelenleriyle bayramlaşması ve devlet törenleri

·    Beden duvarları taştan,

·    İç duvarları tuğladan,

·    Döşemeleri ahşaptan yapılmıştır.

285 odası, 46 salonu, 6 hamamı ve 68 tuvaleti vardır.

Padişahın devlet işlerini yürüttüğü Mabeyn;

İşlevi ve görkemiyle Dolmabahçe Sarayı’nın en önemli bölümüdür.

·    Medhal Salonu,

·    Kristal Merdiven,

·    Süfera Salonu

Padişahın huzuruna çıktıkları Kırmızı Oda;

Zülvecheyn Salonu;

Padişahın Mabeyn’de kendine özel olarak ayrılmış dairesine bir tür geçiş mekanı oluşturmaktadır.

Özel dairede,

·    Padişah için mermerleri Mısır’dan getirilmiş görkemli bir hamam,

·    Çalışma odaları

·    Sultanın günlük yaşantısını sürdürdüğü yemek ve dinlenme odaları

Halife Abdülmecit’in kitaplarından oluşan kütüphane dikkat çekici mekanlardandır.

Muayede Salonu;

Dolmabahçe Sarayı’nın en yüksek ve en görkemli parçasıdır.

Cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk’ün İstanbul’da bulunduğu dönemlerde kullandığı çalışma ve yatak odaları da Dolmabahçe Sarayı Harem bölümünde yer almaktadır.

Harem bahçesinde yer alan “İç Hazine Binası” Milli Saraylar Saat Koleksiyonu’ndan örneklerin bir araya getirildiği bir “Saat Müzesi” olarak düzenlenmiştir.

Saat müzesinde;

·    İngiliz

·    Fransız

·    Osmanlı Mevlevi saat ustalarının yaptığı

çok özel saatler de sergilenmektedir.

Depolanmış; porselen, cam, kristal, ve gümüş sofra takımları, muhtelif zamanlarda yapılan yenilemelerle korumaya alınmış ipekli perdeler ve tüller, havlu ve peçete takımları, gümüş şamdan, döküm sobalar, odunluk ve maşa takımları, pek çok eşya Dolmabahçe Sarayının tarihi mutfakları olan Matbah-ı amire binasının depo-müze olarak yeniden düzenlenir.

Dolmabahçe Sarayı Sanat Galerisi olarak düzenlenmiştir.

Mekan Milli Saraylar koleksiyonundan seçilen eserlerden oluşturulan temalı sergilerin yanı sıra çağdaş sanat sergilerine de tahsis edilmektedir.

Saat Kulesi, Mefruşat Dairesi ve Harem bahçelerinde ve Depo Müze’de ziyaretçilere yönelik kafeterya hizmetleri veren bölümler ve hediyelik eşya satış reyonları oluşturulmuş, bu reyonlarda Kültür-Tanıtım Merkezi’nce hazırlanan ve Milli Sarayları tanıtıcı bilimsel nitelikte kitaplar, kartpostallar ve çeşitli hatıra eşyanın yanı sıra Yıldız porselen fabrikasının ürünleri de yer almaktadır.

Yıldız Sarayı, Yıldız Şale Köşkü;

Yıldız Palace, Yıldız Şale Mansion;

19.yy’a ait köşkleri, villaları ve olağanüstü güzel bahçeleri barındırır.

Kendine has yapısı ve muhteşem doğası ile görülmeye değer.

Beşiktaş, Ortaköy ve Balmumcu arasında, Boğaziçi’ne egemen bir konumda, yerleşim tarihi Bizans dönemine dek inen bir koruluktur.

İstanbul’un Türklerin eline geçmesinden sonra “Kazancıoğlu Bahçesi” adıyla anılan bu koruluk, Sultan I. Ahmed Dönemi’nde (1603-1617) padişahın “Has Bahçe”leri arasına katılmıştır.

Sultan IV. Murad (1623-1640) ve III. Selim (1789-1807) dönemlerinde de ilgi gören bu çevre;

III. Selim’in, annesi Mihrişah Valide Sultan için “Yıldız” adıyla yaptırdığı bir köşkten dolayı bu ad ile anılmaya başlanmıştır.

Sultan II. Mahmud (1808-1839), Sultan Abdülmecid (1839-1861) ve Sultan Abdülaziz (1861-1876) dönemlerinde eklenen köşk ve kasırlarla gelişen buradaki yapılar topluluğu;

Sultan Abdülhamid Dönemi’nde (1876-1909) yapılan binalarla Yıldız Sarayı adını alarak, İmparatorluğun Eski Saray, Topkapı Sarayı ve Dolmabahçe Sarayı’ndan sonra dördüncü yönetim merkezi olmuştur.

Yıldız Sarayı’nın bir parçası olan ve adını Fransızca “dağ evi” anlamına gelen “chalet” sözcüğünden alan Şale Köşkü, 19. yüzyıl Osmanlı mimarlığının en ilgi çekici yapılarından biridir.

Yüksek duvarlarla çevrili bir bahçe içinde ve farklı tarihlerde birbirine bitişik olarak yapıdan üç yapıdan oluşan köşkün birinci bölümünün 1880’de, Sarkis Balyan’ın yaptığı ikinci bölümünün 1889’da, Merasim Köşkü adıyla tanınan ve İtalyan Mimar D’Aranco’nun yaptığı üçüncü bölümününse 1898 yıllarında tamamlandığı bilinmektedir.

Son iki bölüm, Alman İmparatoru II. Wilhelm’in İstanbul’a gelişlerinde konaklaması için yapılmıştır ve bu özelliğiyle Şale, Yıldız Sarayı yapılar grubu içinde bir “devlet konukevi” niteliği taşımaktadır.

Mimari ve İç Mekan;

Köşk, bodrumuyla birlikte üç katlı, ahşap ve kâgir olarak yapılmıştır.

Osmanlı konut geleneğinin yapılara Harem ve Selamlık olarak düzenleyen bölümleri bu yapıda net olarak algılanmamaktadır.

Dış dünyaya yedi kapıyla ve ahşap pancurlu pencerelerle açılan Şale’nin katları arasındaki bağlantıyı biri mermer, ikisi ahşap zarif merdivenler sağlamaktadır.

Koridorlar üzerinde düzenlenmiş, altmış oda ve dört salonuyla bir köşk boyutlarını aşan yapının görkemli mekânlarını Barok, Rokoko ve İslâm etkilerini yansıtan kalem işleri, geometrik bezemeler ve manzaralı panolar süslemektedir.

Zemini duvardan duvara yaklaşık 406 m2 lik tek parça Hereke halısıyla kaplı, tavanı altın yaldız panolarla süslenmiş, duvarlarında büyük boy aynalar bulunan görkemli Tören Salonu, sedef kakma kapılı süslemelerinde belirgin biçimde doğu etkileri görülen Sedefli Salon, tavanlarındaki manzara resimleriyle ünlü Sarı Salon, Avrupa ülkelerinden gelen değerli döşeme eşyası, birbirinden görkemi İsveç yapımı çini sobaları, vazoları, görkemli ve oymalı yatak takımlarıyla çok sayıda salon ve oda, imparatorluğun son yıllarının ince beğenisine tanıklık etmektedir.

Yıldız Şale Köşkü, Cumhuriyet döneminde, kısa bir süre için lüks bir kumarhane olarak işletilmiş, bir dönem kongre merkezi olarak düzenlenmiş daha sonra eski işlevine döndürülerek aralarında İran Şahı Rıza Pehlevi, Suudi Arabistan Kralı Faysal, Ürdün Kralı Hüseyin, Endonezya Cumhurbaşkanı Sukarno, Etopya Kralı Haile Selasiye, Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle gibi adların da bulunduğu konukların ağırlandığı bir devlet konukevine dönüştürülmüştür.

Yıldız Sarayını oluşturan yapılar grubu içinde İstabl-ı Amire-i Ferhan olarak anılan has ahırlar ve manej binaları restorasyonları tamamlanarak yeniden işlevlendirilmiştir.

Yapılardan birinde Dekoratif Türk El Sanatları kursu yer almaktadır.

Manej binası konferans ve sinema salonu olarak işlevlendirilmiş, Manej’e bağlı olan salonlar ise Milli Saraylar Koleksiyonundan seçilen Hereke halılarının sürekli olarak sergilendiği bir Halı Müzesi olarak düzenlenmektedir.

Binalardan birine de Hereke Fabrikası’ndan nakledilen dokuma tezgahları yerleştirilmiş ve işletmeye açılmıştır.

Beylerbeyi Sarayı, Beylerbeyi;

Beylerbeyi Palace, Beylerbeyi;

1865 yılında yapılan, Anadolu yakasında İstanbul Boğaziçi Köprüsünün hemen altında güzel bir mekanda.

Beylerbeyi ve çevresinin yerleşim alanı olarak kullanılması tarihte oldukça gerilere, Bizans dönemine kadar gitmektedir.

18. yüzyılda yaşamış olan ünlü gezgin İnciciyan’a göre, Büyük Konstantinus’un diktirdiği bir haçtan dolayı Bizans döneminde “İstavroz Bahçeleri” adıyla anılan yöre, Osmanlılar döneminde de padişahların Has Bahçeleri’nden biri olarak kullanılmıştır.

Yine İnciciyan’a göre buraya “Beylerbeyi” adının verilişi, 16. yüzyılda Beylerbeyi Mehmed Paşa’nın burada bulunan köşkünden kaynaklanmaktadır.

Çırağan Sarayı;

Ciragan Palace;

İstanbul Boğaziçi’nde bağ ve bahçelerinin güzellikleriyle tanınmış ve her dönemde padişahların, hanımsultanların, sadrazamların ilgi odağı olmuştur.

XVII. yüzyıl başlarında “Kazancıoğlu Bahçesi” ismi ile anılan bu yerde saltanata ait ilk yapı IV. Murad’ın kızı Kaya Sultan’ın yalısıdır.

Kaya Sultan’ın ölümünden sonra (1659) III. Ahmed Devrine kadar özellikle IV. Mehmed ve II. Mustafa’nın uzun süreler Edirne’de oturumları İstanbul’un ihmaline sebep olmuştur.

Lâle Devri’nin önde gelen devlet adamlarından Nevşehirli İbrahim Paşa, III. Ahmed’in kızı Fatma Sultan ile evlendiğinde, Kaya Sultan Yalısı’nın bulunduğu alanda yeni bir yalı yaptırır.

1719’da tamamlanan yapı Marmara Adası’nın en nadide mermerleri ile süslenmişti.

İnşa çalışmaları sona ermesi üzerine Sultan III. Ahmed’in de katılımıyla sık sık gerçekleştirilen ziyafetler, düzenlenen eğlenceler ve geceleri yapılan “Çerağan Safaları” nedeniyle yapı “Çerağan Yalısı” adıyla anılmağa başlanır.

Çırağan Sarayında Balık Yemek

Denize nazır Laledan Restaurant’da klasik balık lezzetlerini, 7 farklı ülkenin şarabıyla birlikte Çırağan Sarayında tadabilirsiniz.

Laledan Restaurant’da balık keyfinize tamamı yerli üretim olan organik ürünlerle hazırlanmış mezeler eşlik edecek.

Soğuk ve sıcak mezeler en taze organik ürünler seçilerek hazırlanmaktadır.

Çinili Köşk, Topkapı Sarayı;

Chinese Pavilion, Topkapi Palace;

Topkapı sarayında bulunan,1473 yılında inşa edilmiş olup Osmanlı mimarisinin özelliklerini taşımaktadır.

·    Binada İznik Çinileri,

·    Osmanlı

·    Selçuklu seramikleri kullanılmıştır.

Çinili Köşk;

·    Arkeoloji Müzesi karşısındaki iki katlı değişik bir binadır.

·    Fatih Sultan Mehmet’in Topkapı Sarayında yaptırttığı ilk bina olma özelliğini taşır.

·    1472 Tarihli yazlık köşk, sütunlarla hareketlendirilmiş cephesi, eyvanlı terası ve kesme çini dekoru ile Selçuklu tesirindeki bir erken Osmanlı örneğidir.

Giriş duvarında uzun bir kitabe yer almıştır.

Giriş bölümü, üzeri kubbeli bir mekan olup, yanlarda tonozlu odalar yer vardır.

13-19 yy. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait seramik ve çiniler kronolojik sıralı sergilenmiştir 16 yy. İznik yapımı çiniler müzenin önemli eserleridir.

Binanın içi bozdan boya beyaz, kahverengi, lacivert, firuze çinilerle süslenmiştir.

Firuze çiniler altı köseli, bunlarin arasına serpiştirilen lacivert çiniler ise ücgen seklindedir.

Fatih sultan Mehmet ile ilgili eşyalar da sergilenmektedir.

Hıdiv Kasrı, Çubuklu

İstanbul Anadolu yakasında yer alan ve İstanbul’un popüler yerlerinden birisidir.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde Mısır’ı özerk olarak yöneten kişi için kullanılan bir isimdir.

Ayrıca Hıdiv Kasrı’nın içerisinde yer alan Çubuklu Hıdiv İsmail Paşa Korusu da boğaz manzaralı yürüyüş parkurları ile ünlü.

Aynalıkavak Kasrı

Üç yüzyıl boyunca İstanbul Haliç kıyılarını süsleyen yapı,

Osmanlı İmparatorluğu Döneminde

 

·    Ayanalıkavak Sarayı

·    Tersane Sarayı

Bilinir.

İstanbul’u tanıtan tarihsel kaynaklardan, yörenin Bizans Döneminde de imparatorlara ait bir dinlenme yeri olduğu anlaşılmaktadır.

Haliç kıyılarından Okmeydanı ve Kasımpaşa sırtlarına doğru gelişen bu büyük bağ ve koruya;

Fatih Sultan Mehmet’ten başlayarak padişahlar da ilgi göstermiş ve Osmanlı İmparatorluk Tersanesi’nin Kasımpaşa’da kurulup gelişmeye başlamasıyla birlikte bölgeye “Tersane Has Bahçesi” adı verilmiştir.

Ihlamur Kasrı

Beşiktaş, Yıldız ve Nişantaşı arasında kalan Ihlamur Vadisi’nin,

18. yüzyıl Tersane eminlerinden Hacı Hüseyin Ağa’ya ait olan ve bu yüzden Hacı Hüseyin Bağlan adıyla tanınan bir mesire yeri olduğu bilinmektedir.

Sultan III. Ahmed döneminde padişaha ait bir hasbahçeye dönüştürülmesine karşın,

19. yüzyılın ikinci yansına kadar Hacı Hüseyin Bağlan olarak bilinen bu alan,

Sultan I. Abdülhamid (1774-1789) ve Sultan lll. Selim (1789-1807) dönemlerinde de ilgi çekmiştir.

Sultan Abdülmecid’in (1839-1861) Osmanlı tahtına geçmesiyle birlikte yeni yapılaşmalara gidilmiş, Beşiktaş’ta Dolmabahçe Sarayı, Küçüksu’da Küçüksu Kasrı ve Ihlamur Mesiresi’nin bulunduğu bu alanda da Ihlamur Kasırları’nın yapımına başlanmıştır.

Törenler için düşünülen ve kullanılan Merasim Köşkü, ilginç ve hareketli kabartmalar ve ön cephesindeki Barok merdiveniyle çarpıcı bir mimarlığa sahiptir.

ıç süslemelerinde, Osmanlı sanatında 19. yüzyılda tercih edilen motifler ve kalem işleri kullanılmış,

Avrupa’nın çeşitli üsluplarındaki mobilyalar ve döşeme unsurlarıyla belirli bir bütünlük sağlanmıştır.

Padişahın maiyeti, kimi zaman da haremi tarafından kullanılan Maiyet Köşkü ise,

Merasim Köşkü’ne oranla daha küçük ve daha yalındır.

Sultan Abdülmecid’in genç yaşta ölümünden sonra,

Sultan Abdülaziz de (1861-1876) ağabeyinin sevdiği bu yapılara ve çevreye ilgi göstermiş, meraklı olduğu horoz ve koç döğüşleriyle güreşlerin bazılarını bu bahçede yaptırmıştır.

Tekfur Sarayı

Edirnekapı ilçesinde bulunan Tekfur Sarayı, Bizans döneminden günümüze kadar gelmiş tek saraydır.

Tekfur Sarayında 12. yy.a ait Bizans kalıntıları görülebilmektedir.

1400 yıllık bir bina olan Tekfur Sarayı eski görkemli hali ile günümüze kadar yetişememiştir.

Küçüksu Kasrı, Anadolu Hisarı

Küçüksu Kasrı, Anadolu Hisarının yakınlarından İstanbul’un güzel kasır ve köşklerinden birisidir.

Küçüksu Kasrı’nın bulunduğu Boğaziçi’nin bu şirin yöresinde, yerleşim tarihi Bizans dönemine dek inmektedir.

Osmanlılar döneminde de ilgi çeken ve “Kandil Bahçesi” adıyla padişahın has bahçelerinden biri olarak kullanılan Küçüksu ve çevresini IV. Murad’ın (1623-1640) çok sevdiği ve buraya “Gümüş Selvi” adını verdiği bilinmektedir.

17. yüzyıldan başlayarak çeşitli kaynaklarda “Bağçe-i Göksu” adıyla geçen yörede, özellikle 18. yüzyıldan başlayarak yoğun bir yapılaşma izlenmektedir.

Mimari ve İç Mekan

1857 yılında hizmete giren, mimarı Nikoğos Balyan’dır.

Kabartmalarla süslü ve hareketli deniz cephesinde, bu cepheye yaslanmış şadırvanlı küçük havuzunda ve merdivenlerinde batılı süsleme motifleri kullanılmıştır.

Oda ve salonlar değerli sanat eserleriyle döşenmiş, Avrupa’dan sipariş edilen değerli mobilyalara yer verilmiştir.

Alçı kabartma ve kalem işi süslemeli tavanları, bir şömine müzesini andıran birbirinden farklı renk ve biçimde, değerli İtalyan mermerleriyle yapılmış şömineleri, her bir odada ayrı süslemeli ve ince işçilikli parkeleri,

Avrupa üsluplarındaki mobilyaları, halı ve tablolarıyla eşsiz bir sanat müzesi niteliğindeki Küçüksu Kasrı,

Cumhuriyet döneminde bir süre devlet konukevi olarak kullanılmış ve günümüzde bir müze-saray işlevi kazanmıştır.

 

Teşekkürler.

Saygılarımla.

 

Serkan UYGUR

Marketing Communications Master

https://www.linkedin.com/in/serkan-uygur-083b7114?trk=hp-identity-photo

%d blogcu bunu beğendi: